23 Nisan 2011 Cumartesi

gün


londra uçağında film gösteriyorlar. film, londra´ya giden bir uçakta geçiyor ve bizim uçak tam londra´ya inişe geçmişken filmdeki uçak londra´ya düşüyor. ben o düşmenin bu inme olup olmadığını merak ediyorum. bunu çok zekice buluyorum. londra´ya inerken londra´ya düşen bir uçakla ilgili film göstermeyi, ama aynı zamanda da anlıyorum ki, bizim inmemizi düşme yapmışlar da öyle çekmişler sahneyi, daha doğrusu ben görürken çekiliyormuş o sahne. yani düşüyoruz. brecht yaşasaydı! sağ salim inince caddede on katlı bir otobüs görüyorum, zenginlik ve büyüklük sembolü, başım dönüyor, on katlı otobüs çok fena bir şey.
türkiye´ye giden uçağın düşüşünün filmi de yapılabilir mi?
londra´yı, londra´ya gittiğimi gördüm ya rüyamda, artık virginia woolf okuyabilirim. bıçak gibi kesip heykel yapıyor virginia woolf, kolun acıyor okurken, belli ki çok var olup yok olmuş kolu. mrs. dolloway´i okuyorum. hayranlık duyduğum zamanların dışında çok yakın hissediyorum kendime. benzetme kurmak kendi dışına çıkmak demektir ya, virginia woolf benzettiğinde deli ediyor beni. erkekçe benzetme kurmak becermeye, sahip olmaya benziyor; kadınca benzetme kurmaksa karşı karşıya olmaya, kalmaya, bir şeye benzemeye. heykel yapmaya. en iyisini yapman gerekiyor. sakınmasız bir dünya sakini olmaya. virginia woolf öyle. öyle olunca da sakınmadıklarından sarkanlar öldürmüş olmalı onu. "onlar yaşamalarını sürdürürken, onun hayatını fırlatıp atmasına seviniyordu."
virginia woolf (virgin wolf) okurken bir çekirdeği düşünüyorsun; yenirken de, pazarda satılırken de, ağaçtan toplanırken de, fazla olgunluktan ağaçtan yere düşüp, otların ve köpek seslerinin arasında çürürken de, yeşilken de, kırmızıyken de, toplandıktan, satıldıktan sonra kamyonla giderken, pazarda pahalıyken ve değilken, ergen bir kızın, hamile bir kadının ekşi ekşi canı isterken de, bir eriğin bütün bir hayatı anlatabileceğini. nerede, ne zaman, nasıl olursa olsun, eriğin tüm veçhelerinde düpedüz hayatın gizli de değil açık olduğunu. bunu anlatmak için, bunu böylece anlatmak için kin ve tutku gerekiyor. bakire bir kurt olmak gerekiyor yani. sığmayan, bir de içi içine sığmayan bir şey. ‘toplum’sal bir şey yazıyor virginia woolf, bakire´nin bakiristan kurdun (wolf) kurtçuk olması gibi ‘toplum’sal bir şey. bir ambulans sesi, sıradan adamlar ve kadınlar, eski dostluklar ve aşklar, aklımıza giren, aklımızdan çıkan ne varsa. 
mrs. dolloway´in nasıl başladığını hatırlamıyorsam da, çekirdeği anlattığı için bitmeden biteceğini biliyorum. bitermiş gibi yapacak. o erikler can çekerken de diş kamaştırıyor, toplanırken de şehre götürülüyor, pazarda satılırken de yere düşüp çürüyorlar çünkü.
virginia woolf, sylvia plath, nilgün marmara, alejandra pizarnik. benim annelerim. canım hiç intihar etmek istemiyor. intihar etmesem olur mu annecim? intiharın karşısında kendimi vezir gibi hissediyorum, kırmızı halının önünde secde eden elçi gibi, ama bu kadarı yeter bana. bugün olduğu gibi havadan atlayayım ben, ama ölmeyeyim, uzansın altımda dünya. sonra eve dönüp ekmekleri, soğanları, kıymaları, kimyonu ve beyaz biberi yoğurup köfte yapayım. mathilda dolanıp dursun, hep o olsun istesin, lucrecia´yla orlando köftelerden arap ekmeklerinin içine sandviç yapsınlar, çok beğensinler, kıymanın içine soğan ve bayat ekmek. lafı dolandırıp durayım, kapıları açıp açıp, eşiklerden zıplayıp zıplayıp, çocuk gibi o odadan o odaya, hiç kapamayayım kapıları.
   
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder