akşamları evin çatısına çıkıp yukarısını tavan yapıp bakıyorum. uzun uzun bulutların geçişini, yıldızların bulutlara uzaklığını seyrediyorum. istanbul’da da balkonda oturup uyuyakalırdım, yıldızlar görünmezdi, görünse bile fark etmezdim onları, önümdeki ağaçların cinsiyetini ve karşıdaki binaların mahiyetini düşünmeye kalırdım ben de. burada yıldızlar görünüyor, sonra da dev gibi bulutlar geçiyor, cinsiyeti de mahiyeti de hayal gücümüze kalmış. sonra sabaha karşı o bulutlar çinko damı gagalamaya başlıyorlar.
güneydekiler yalnızca kuzeydekilerden farklı mevsimleri yaşamıyorlar, ilk başta inanamadım ama, başka bir gökyüzünü de görüyorlar; buranın gökyüzünde başka yıldızlar var, satürn var mesela, ama büyük ayı ve küçük ayı yok. günün birinde böyle bir cümle kuracağımı hiç düşünmezdim ama, ben böyle bir gök görmedim. renklere, harekete öyle bir kapılıp gidiyorsun ki ezberinin bozulmasının şaşkınlığını bile yaşayamıyorsun. gökyüzüyle bulutların arasında inanılmaz bir kontrast var. dünyanın en güney ucundaki şehre gitmeli, ushuia’ya, hem gökyüzüne hem de meselelere bir de oradan bakmalı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder