23 Nisan 2011 Cumartesi

gün

şimdi ben.
bir yanımda yeşil ceketli bir kadınla eksik dişli, yün kasketli bir adam oturuyor. öbür yanımda şişko bir adamla göz kamaştıran bir kadın. bir bahçede yemek yiyorum. sinema sahnesi gibi, arada ben varım. yeşil ceketliler çılgınlar gibi eğleniyorlar, üzerlerinde bir palyaço kıyafetleri eksik. kendi kendilerine büyüyen yabani çiçekler gibi, orhan veli´nin "umrunda mı dünya"sı. şişko masa ise ne kadar sıkıcı, doğrusu ne kadar sıkılıyorlar. çıtları çıkmıyor. erken gelmişler, erken kalkmışlar. hep ertelemişler de erteleyecek hiçbir şey kalmayınca çok didinip kendilerini buraya atmış gibiler, erkenden de kalkıyorlar. çok sıkılmışlar. ‘bu nasıl gülmek, bu?’ biri nasıl öteki olamıyor? evde büyük bir kavga kopacak muhtemelen.
diğerleri sabaha kadar otururlar herhalde. gülmekten gidemezler ki. buraya nasıl gelebildikleri bile meçhul. akıllarına nasıl gelmiş, neden ihtiyaç duymuşlar da gelmişler? peki ben neden istanbul’da hiç görmedim bunu? yanlış bir şey mi söylüyorum? istanbul’da böyle bir tiyatro sahnesi karşısında çok kötü hissedebilir insan kendini. burası buenos aires, mesela new york’ta çok ayıp olacak bir şey burada hiç ayıp olmuyor.
hayatımda duyduğum en güzel sesli kadınlardan biri şarkı söylüyor şu anda. bahçe bahçe dolaşıp.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder