23 Nisan 2011 Cumartesi

gün

galiba turist milleti her yerde aynı, turizm demek yok diyaspora demek ya da hep diyaspora demek, başka da hiçbir şey dememek, turistsen eğer minibüsün ve otobüsün vardır, hotellerin, hostellerin, taksilerin, fotoğraf makinelerin, takunyaların, şalvarların, açık renk pantolonların, dünyanın her yerinde bulunan tişörtlerin ve turistlerin vardır, hepsi senindir, bütün dünya. büyük, ellilerden kalma, amerikan filmlerindeki gırtlaktan konuşan ya da bizim televizyonlarda öyle seslendirilen adamlara benzeyen amerikan arabaları gibi turistlerin turistliği. çok yer kaplıyorlar, özellikle çok yer kaplıyorlar, o yer hiç bitmeyecekmiş gibi, olanca hoşgörüleri, nezaketleri, güleryüzleriyle, parazitin tende bıraktığı iz gibi ilerliyorlar. yan dairede norveçli antropoloji öğrencisi bir kız kalıyor, o kadar sevimli ve kibar ki, yanaklarının üstüne, küçükken okul defterine çizdiğimiz gibi elma kırmızılığında bir pencere çizesi geliyor insanın. gülüyor şeker şeker. istanbul’da bir arkadaşım vardı, lüle lüle, sapsarı saçları, incecik sesiyle kafasını iki yana sallayarak gülümsediğinde onun sarı saçlarına rağmen -böyle bir kayahan şarkısı var mıydı?- pamuk prenses olduğuna yemin edebilirdik. şu kıza beyazlar giydirsek, eline bir asatutuştursak, pamuk prenses filmi çeksek derdik. sıkılıp dururdu memleketimizin güzel pamuk prensesi, mümkün mertebe uyurdu, amerikalara sosyolojik tez araştırması diye fal cafeleri götürür, kalan zamanlarda da bir güzel dalga geçerdi her bir şeyle. turist milleti öyle değil işte, masal kahramanlarına benzemiyorlar, birbirlerine de turist oluyorlar, illaki bir yerlerden gelmiş oluyorlar, bir yerden geldikleri için de kendilerini ve başkalarını alkışlıyorlar. peki o memlekete gitmiş mi oluyorlar, hoşlarına gitmiş oluyor mu, birtakım işlerle uğraşıyorlar, bunu konuşuyorlar, mutlaka sırıtıyorlar ve bütün sırıtışlar birbirine benziyor.
bir turist her zaman turist olmalıdır, durup dinlenmeksizin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder