23 Nisan 2011 Cumartesi

gün

içeride bir masada bir çift oturuyor, diğerinde başka. yanımda oturanlar, uzun uzun uzun öpüşüyorlar, kız çok güzel, oğlan çok mutlu, reklamlardaki gibi, yumuşacık, yeni nevresim serilmiş bir yatakta yavaş çekim zıplamak gibi, yan yanalar, önlerindeki masada başka bir çift var, kız ağlıyor, gözleri önce aşağılara bakıyor, masanın dibine, sonra boşluğa. adam da onu ikna etmeye çalışıyor. bütün ikna etmelerin yavanlığı gibi, kızın gözyaşları kuruyunca her şey sıradanlaşıyor. benim masamdaysa şarap kan damlası gibi damlıyor masanın üzerine.
birbirlerini fark etmiyorlar. önlü arkalı iki masa. kadın çok üzgün, ama ufaktan ikna oluyor, demek ki hayatının bir bölümünü bu ikna olmalara adayacak. buenos aires bu iki masaya benziyor. onca turistik olmasına rağmen ve her şey temsiliyetin darağacında sallanırken bile teslim olmayan bir şehir, ya da ben uyduruyorum- ağlayan kadınla göz göze geliyoruz, ikna olmasına suç ortaklığı değil, masumiyete tanık olmak da değil, düpedüz nefret ediyor benden. zaten diğer ikisi de artık öpüşmüyorlar ve ben hukuk sözleşmelerindeki üçüncü kişi gibiyim.
ben de iki masa, turistle gezgin arasındaki buenos aires’im. ingilizce konuşuyorum ve ispanyolca konuşamıyorum ya, turist olmaya biraz hakkım olabilir. zaten biz hak etmedik mi bu birazcık da olsa turistleşmeyi, boğaziçilerde okuyarak, ingilizce´yi 11 yaşında sökerek, gerektiğinde polis copu yiyerek, ayıya dayı demek zorunda kalarak, inadına mı alışkanlıktan mı aynı anda anaya da dana diyerek. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder