hep gececi ve hiç evci çıkmayan bir şehir buenos aires. haftanın her günü gecenin yarımında hem şık hem salaş lokantalarda güle oynaya yemek yiyen insanlarıyla, her gün yirmi dört saat çalışan otobüsleriyle, sokak tangocularıyla, üzerlerinde boca formasıyla dizlerinin üstünde top fırlatanlarla, üç metrelik tahta çubukların üzerinde yürüyenlerle, rengarenk top çevirenleriyle, sokak sihirbazlarıyla, sokak orkestralarıyla, parklarıyla, caddelerdeki köpek boklarıyla, her yerden fışkıran bahçeleriyle ve heykelleriyle müthiş güzel bir şehir. karikatüristler ele geçirmiş gibi sanki. ama neden burada oluyoruz, olmalıyım bilmiyorum. damat sevgisi, insan sevgisine oranla çok kısa sürüyormuş albayım. dişlerimle sökmek istiyorum, dişçi masasında ağzımın içini nasıl oyuyorlarsa, öyle oymak istiyorum caddeleri, binaları, cafeleri, ama cafeleri daha az, artezanların arasında çalacak enstrümanı da olmayıp sokakta çıplak sesle cıbıldak şarkılar söyleyen adamı, onu en az, hatta hiç. her şeyi oyayım, o kalsın. kıyamadığım ne çok şey var, galiba kendim de dahilim buna. subteler var, heykeller var, duvar süslemeleri, ağaçlar, duvar resimleri, balkon adam heykelleri, ağaçlar, meydanlar, parklar, arnavut olsun olmasın kaldırımlar var. bir şeyler daha var. oysam iskeleti çıkacak şehrin, o yüzden bırakıyorum kendi haline.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder