23 Nisan 2011 Cumartesi

gün

bir müzeye gittim bugün, adını bilmiyorum, bankalarla ilgili bir şeydi ama ilk iki katında kadınlarla kadın durumunun karışmasının müzeliği vardı. isimleri değil, soyadları ünlü birtakım kadınların müzelere yerleştiğini görünce insan, mektupların da kocalara yazıldığını düşünüyor. mektuplar biricik ve camların ardında, az ötede bir gardroba asılmış kıyafetleri görüyorsun, bu kadınların giydikleri, hayır, camın arkasında değiller, korunmaya alınmamışlar, morlu pembeli yeşilli en çok da beyazlı elbiseler. etiketlerinde giyildikleri, sevildikleri, beğenildikleri, bakıldıkları tarihler yazılı. bir de kartpostalların dizildiği, kolay bakılıp seçilmesi için dönen levhalar vardır ya, onlarda kadınlık durumları. 30’ların, 50’lerin kadın reklamları, şimdilerse neredeyse pornografik resimler. hayır, onlar da cam arkasında değil, alıp götürebilirsin götürebilirsen... sümena’yı hatırladıkça utanıyor insan. sümena’yı ve bu müzeyi görmüşsen ve ikisini de gördüğünü biliyorsan, hem de kadınken ve kadın olurken, sanki sümena’yı getirip yanına koysalar ya da bir duvarda gösterseler sümena’nın görüntülerini, ateş çemberinde kalmış bir akrep gibi sokarsın kendini.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder