eğer türkiyeliysen ve gavuristan’a gittiysen, -ki medeniyete gidiyorsundur-, londralar’da, parisler´de, milanolar’da turist olmazsın, olamazsın. zira kutuplara, amazonlara hayvan avlamaya gitmemişsindir. turist olmak istiyorsan, mutlaka istiyorsan ve yeterince azmedersen tebdil-i kıyafet yapman gerekir, özellikle, üstüne bastıra bastıra, turist kıyafetleri giyip kafana huni geçirebilirsin ya da sırtında bir paraşütle dolaşabilirsin, harem ağası ya da cariye kılığına girebilirsin. turist olmak istiyorsan, güldürürken düşündürmekten, düşündürürken güldürmekten, iki arada bir derede delirmekten, göle maya çalmaktan korkmamalısın. yerde yatan yaralı köpek kılığına da girebilirsin, ama buenos aires gibi birinci dünyalılaşmaktan kıl payı dönmüş, ama bütün tat ve baharatlardan birkaç tutam barındıran, salaş lokantalarda karşımıza çıkan yemek muhteşemlerine benzeyen bir şehirde ispanyolca konuşamıyor olmak ve ingilizce konuşuyor olmak bir nebze de olsa turistleştirebiliyor seni. üstelik geldiğin yeri soran insanlara ‘el turquia’ dediğinde herkes ‘tamam şimdi oldu’ der gibi ‘aaaaa’ diyor ve tatlı tatlı gülümsüyor. sanki hepsinin çocukluğunun altın yılları üsküdar´da, tavşanlı’da, çemişgezen´de filan geçmiş. üstelik burada doğudan gelen herkes ´el turco, la turca´.
dünyanın ve tarihin bir ucunu diğeriyle denkleştiren buenos aires’le, birleşmeleri, karışmaları, iç içe geçmeleri yadsıyan, yasaklayan, yadsıyıp yasaklayamadığı zaman öldüren, memelerini saklayıp tek hücreli terliksiler gibi davranan istanbul.
dünyanın ve tarihin bir ucunu diğeriyle denkleştiren buenos aires’le, birleşmeleri, karışmaları, iç içe geçmeleri yadsıyan, yasaklayan, yadsıyıp yasaklayamadığı zaman öldüren, memelerini saklayıp tek hücreli terliksiler gibi davranan istanbul.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder