buenos aires´te ne çok bahçe var. bahçeler bir şehirde rüzgarın soluk aldıkları yerler, otobüslerin (ve otobüs şoförlerinin) dinlendikleri son duraklar gibi. buralarda izin verilmiş soluk almaya.
benim yazmam bakımlı bir bahçe değil, bakımın, özenin, sebatın, emeğin büyüttüğü çiçekler, yapraklar, her yanından yaşam saçılan, iyi bir hayatı gerektiren ve getiren, hani bir kenarında sedir olan, şaraptan çok çay içilen zamanları çağrıştıran serin bir bahçe değil. benimkiler toprağın üstünde bir görünüp bir kaybolan, ateş böcekleri gibi cırıldayan tuhaf çiçekler, görkemliler, ama bu dünyaya ait değiller. ölüm de öyle bir şey olmalı benim için. yüksek duvarları olan bir bahçeye kapatılmış, gökyüzünü oradan gören bir şey. nicholas roeg, ‘don’t look now’da bir sevişme sahnesini bir sonraki giyinme sahnesiyle bölüp yapıştırıyordu, öyle bir dilim olmalı benim de öyle bir bahçede. her şeyi inadına söyleyip, hiçbir şeyi teşhir etmeyen, sürümden kazanmayan bir dil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder