salaş bir otel odasında inadına yıkanmayıp buraya benzemeye çalışıyorum, sanki buradan daha temiz olursam her şey daha kötü olacak. saçlarımı boyatmak istiyorum, madem nehir kenarına, dağların arasına gideceğim, pembe, kızıl ve sarı arası bir şey olsun. saç boyatmak yara kapatmak gibi, yazmak´ın çeşitlemelerini kurup duruyorum. öyle yapınca hiç yazmam gerekmiyor, sanki hep yazıyormuşum gibi oluyor. yakmak, yarmak, yanmak, yaşamak, yapmak, yağmak, yamamak, yaymak, cazmak, kazmak.
rosario´da, che abinin doğduğu şehirde, bir otel odasındayım. çarşaflar kirli, geceleri fare gelmesin diye ışığı açık bırakıp öyle uyuyorum. gerçi hiç karşılaşmadım. bir de küçük el radyom var, daha iyi bir otele gidince o da daha iyi çalışır diye ümit ediyorum. buenos aires türklerle doldu, hem de hemen aynı çatı altında komün oluşturduk, gavur arkadaşlarımıza ozulu, lahmacunlu, dolmalı, müslümlü "la noche del turco"lar düzenliyoruz, dedim bana müsade. tombalacıda bir bingo yapıp çıktım yola, o gün bugündür bu pisceğiz otelde, şehir gürültülerinin arasında, balayındaki çiftler gibiyim. yataktan çıkmıyorum, ama kitaplarla.
nehir kenarında bir şehir rosario, nehir adaları var, tabi ki hiç birine gitmedim. buenos aires´teki gibi burada da habire kayboluyorum, "perdonme" diyorum, "sabe donde esta calle de mitre?" başında da ters soru işareti var. genellikle ters yöne gidiyor oluyorum, her yerde birtakım referanslar ediniyorum, sonra onları da unutuyorum. kaldığım yer hariç.
o kadar güzel bir ülke ki burası, bazen gördüğüm şeyleri havsalam almıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder