astor piazolla çalıyor, o kadar sert meseleleri o kadar yavaşca, yumuşak. ya da o kadar yumuşak meseleleri o kadar sert. tutmasam düşer mi? uzuuuuuun, uzuuuuuun, uzuuuun. tango gitmekle ilgili bir şey, istanbul´da astor piazolla´yı dinlerken avrupa´da olduğumu, kadın olduğumu, aşağıda dalgaların kıyıya vurduğu bir uçurumda, arabanın içinde tek başıma gittiğimi düşünürdüm. vakur, hüzünlü, özgür, etekler uçuşacak havada, hiçbir yere varmayacak film, gidilen yol gibi. tuhaf, kalmakla ilgili bir şeymiş tango, ama yine de ayakta kalmakla. yanılmış sayılmam, kalmak da gitmekle ilgili bir şey olduğuna göre. kadınlarını bırakıp buenos aires’e göç eden avrupalı liman işçilerinin arasında başlamış tango, la boca´da, kendi aralarında ve daha sonra kerhanelerde ve pavyonlarda kadınlarla yaptıkları danslarmış bunlar. şu andaki haline bakıp da insan kapanmaya, özel hayata, iki kişilik bir şeye, kan olmasa bile teriçinde kalmaya, üremek ya da ürememek için uğraşmaya yer bırakmayan bir şeyle karşı karşıyaymış gibi hissediyor, ama bu da çok çok bugün merkezci bir bakıştır muhtemelen. tarih içinde deneyimden alana, alandan kamusala, kamusaldan turizme taşınan bir şeyi, (şişede durduğu gibi durmayan bir şeyi) deneyimin dokuma tezgahına geri getirmeye çalıştığında, çalışmadığında da arınmıyorsun, aksine taşıyorsun, çok fazla yüklenmiş oluyorsun, yakışıklı ve yakışıksız bir dolu cesedi taşımak zorunda kalıyorsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder